1999 Adapazarı depreminden günümüze kadar ülke genelinde onlarca felakete maruz kaldık, binlerce vatandaşımızı kaybettik. Günlerce ağladık, aklımıza her geldiğinde ağlamaya devam ediyoruz. Ama Sakarya’da hiçbir ders almadığımızı görmek içimizde fırtınalar koparıyor. Evet, ne üzücü ki Adapazarı, 1999 depremi öncesinden çok daha vahim durumdadır. Depremin üzerinden 27 sene geçmesine rağmen bizi yönetenler sorumluluklarını yerine getirmemişlerdir.
Rakamların Dili: Yarım Milyon İnsan Risk Altında
Sakarya’da 312.767 hanenin 143.911’inde yaşayan yaklaşık 500 bin insanımız güven içinde değildir. Binalarımızın birçoğu hafif ve orta hasarlıdır. İmar barışları nedeniyle alt katlar dükkâna çevrilmiş ya da birer kat eklenmiştir. 143 bin hane, 2000 yılı öncesinde yapılmış ve gecekondu niteliğindedir. Bölge zemin olarak sıvılaşmanın en yoğun olduğu ve konut yapımına uygun olmayan toprak yapısına sahiptir.
Risk 1: Eski ve Orta Yaşlı Yapı Stoğu
Bugün hâlâ Adapazarı merkez ve çevresinde, 1999 öncesi inşa edilmiş, o dönemin yönetmeliklerine bile uygun olmayan binalarda oturuyoruz. Depremden sonra bazılarına kolon sıvası çekildi, bazılarına sahte güçlendirme yapıldı. Ama bu binaların bir kısmı o depremde hasar almış olmasına rağmen, ne yeterince güçlendirildi ne de dönüştürüldü. Lütfen şu soruyu soralım: Olası bir Marmara depreminde bu binaların içinde olmak istiyor muyuz? Her geçen gün dönüşüm geciktikçe bu risk büyüyor. Bu sadece bir ihtimal değil, doğrudan beklenen bir felakettir.
Risk 2: Zemin Etüdü ve Kentsel Dönüşüm Hızı
Depremden sonra yapılan yeni binaların çoğu, şükür ki güncel yönetmeliklere uygun. Ama sorun şu: Bu yeni binaların altındaki zemin ne durumda? Sakarya’nın özellikle eski dere yatakları ve alüvyonlu zeminlerinde zemin sıvılaşması riski çok yüksek. Sağlam bina bile yanlış zeminde yükselirse, deprem anında adeta batabilir, yana yatabilir. Size bir örnek vereyim: 1999 depreminde Serdivan AVM bölgesinde açık yeşil arazi diye ailemle birlikte barakada yaşadığım ve herhangi bir yağmurda yüzeyinde 5 cm suya aldırış etmeden top oynadığım o sulak araziler, bugün tamamen binalarla doldu. Sokaklar, caddeler oluşturuldu. Üstelik bu arazilerin hiçbiri zemin etüdüne uygun değildi.
Peki bu gerçekler bilinirken neler yapılıyor?
Belediye sadece Tığcılar Mahallesi’nde bir kentsel dönüşüm projesi başlattı. Şehrin tamamına yayılan, bilimsel zemin etütlerine dayalı bir dönüşüm planı yok. Zemin sıvılaşması riski yüksek olan bölgelerde dönüşüm bir lüks değil, bir zorunluluktur. Ama maalesef bu zorunluluk, bugün yeterince hızlı ilerlemiyor. Daha da vahimi: Sit alanı ilan edilmesi gereken Serdivan-Kazımpaşa hattının sağ tarafındaki en verimli tarım arazilerimize imar verilmektedir. Akıl ve bilim değil, plansız rant yönlendirmektedir.
Risk 3: Acil Durum ve Toplanma Alanları Yetersiz
Deprem oldu. Sokaktasınız. Nereye gideceksiniz? Sığınak mı? Toplanma alanı mı? Maalesef bu şehirde hızlı nüfus artışı ve plansız yapılaşma yüzünden güvenli açık alanlar her geçen gün azalıyor. İnsanların deprem sonrasında barınabileceği, ihtiyaçlarını karşılayabileceği alanlar ihtiyacın çok altında. Şehir içi ve bağlantı yolları alternatifsiz olduğundan deprem sırasında ulaşım kaosu yaşanacaktır. Elektrik, doğalgaz, su, haberleşme, barınma, gıda ve yangın problemleri depremin boyutunu ve zararlarını katlayacaktır. 1999 depreminde acımıza acı katan yağma ve talan, farklı milletlerden binlerce göç alması nedeniyle bugün çok daha yüksektir. Daha da kötüsü: Altyapı. Doğalgaz hatları, elektrik telleri, su boruları… Bunların çoğu eski ve depreme dayanıksız. Deprem anında bu hatların hasar görmesi yangınlara, patlamalara ve ikincil felaketlere yol açabilir. Yani deprem değil de belki bir gaz patlaması, belki bir elektrik yangını daha büyük yıkımlara sebep olabilir.
Okullar ve Altyapı: Yenilenme Yapılmadı
6.5 ve üzeri şiddette yıkılması muhtemel yüzlerce okulda yenilenme yapılmamıştır. Çocuklarımız, öğretmenlerimiz adeta bir bombanın üzerinde eğitim vermektedir. 27 sene geçmesine rağmen depreme yönelik kentsel dönüşüme geçilmemiştir.
Son Söz: Kaderiniz Değil, İhmalin Sonu
Yaşadığımız felaketler sonucunda hayatını kaybedenlere “onların kaderiydi” diyen anlayışla yönetildiğimizi düşündüğümüzde, yaşayacağımız acıları hayal etmenizi istiyorum.
Kıymetli Sakaryalılar, enkaz altında kalmak kaderiniz değildir. Deprem asla öldürmez. Öyle ki gelişmiş ülkelerde çok büyük depremlerde bile can kaybı olmaması tesadüf değildir. Bu üç maddeyi sıralamak karamsarlık için değil, uyanmak içindir. Sakarya’nın deprem gerçeği sadece bir doğal afet değil, aynı zamanda bir yönetim, planlama ve vicdan sınavıdır. Binalarımızı, zeminimizi ve acil durum planlarımızı bugün sorgulamazsak, yarın bedelini ağır ödeyebiliriz. Eksiğimiz Plan, Akıl, Bilim, Teknoloji ve Vizyon’dur. Ümit etmek yetmez. Harekete geçmek gerek. Birey olarak binamızı sorgulayalım, toplum olarak belediyeye ve ilgili kurumlara baskı yapalım. Çünkü Sakarya, ikinci bir 1999’u kaldıracak güce sahip değil. Bunu unutmayalım. En yakın seçimde bu anlayışı şehrimizden söküp atalım artık yeter.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Sakarya Zafer Partisi İl Başkanı
Erkan TİRYAKİ
Zafer Partisi GİK Üyesi
DR. Cihan KOLİP
Zafer Partisi Sakarya İl Basın Sözcüsü
FSD. Gökhan SAĞLAM





